-Medeniyetimize dâir-
ABD-Türkiye Sözde Müttefik

ABD-Türkiye: Sözde Müttefik

  ABD ve Türkiye arasındaki gerginlik soğuyacak gibi durmuyor. En son ABD hâriciye vekîli Blinken, Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeki celsede namzetliğinin onaylanmasından önce senatörlerin suallerini cevaplarken “Bizim sözde stratejik müttefikimizin, en büyük stratejik rakibimiz Rusya ile aynı çizgide olması kabul edilebilir değil” dedi. Bu sözler yeni Amerikan idâresinin önümüzdeki devrede Türkiye’ye karşı tatbik edeceği politikalar hakkında mühim ipuçları veriyor. Her ABD intihabından sonra Türk umûmî efkârında oluşan yeni idârenin daha ılımlı politikalar tatbik edebileceğine yönelik müsbet havanın da çok uzun sürmeyeceği böylelikle anlaşılmış oldu. ABD-Türkiye münâsebetlerini tetkik ederken üzerinde durulması gereken bâzı ana başlıklar var: S-400-F35-CAATSA, YPG-SDG, FETÖ, Şarkî Akdeniz, 1915 hâdiseleri.

1)S-400-F35-CAATSA

  S-400, F-35 ve CAATSA birbiriyle sıkı sıkıya irtibatlıdır. Türkiye çok uzun zamandır T-LORAMIDS (Turkish Long Range Air and Missile Defence System; Türk Uzun Menzilli Hava ve Füze Müdâfaa Sistemi) Projesi şümûlünde sistem tedâriki yapmak istemesine rağmen mezkûr projeyi netîcelendiremedi ve kendi sistemini yapmaya karar verdi. Bu vetîrede ilk merhale neticesinde seçilen Çin sisteminden vazgeçildi. ABD’nin Türkiye’nin şartlarını karşılamayan ve “kazık” Patriot teklifleri reddedildi. 2017 yılında âcil ihtiyaç şümulünde Rusya’dan S-400 sistemi alındı. İtalya-Fransa sistemi SAMP-T’nin müşterek istihsaline yönelik hamleler yapılsa da Fransa’nın siyâsî tavrından ötürü kayda değer bir ilerleme kaydedilemedi.

  Türkiye NATO âzâsı bir ülke olarak Patriot ve SAMP-T sistemlerine öncelik vermesine rağmen maalesef müttefiklerimiz âdeta bu sistemleri almamızı istemez bir tavırla Türkiye’yi Rus sistemini almaya mecbur etmiştir. Bu tutumlarının Türkiye’nin mezkûr iki sistemden birini almaya mecbur olduğu yönündeki kanaatlerinden kaynaklandığı düşünülebilir ancak Türkiye millî menfaatleri gereği farklı bir tercih yapmak zorunda kalmıştır. ABD Türkiye’nin S-400 alımı sebebiyle milletler arası hukuka aykırı olarak F-35 programından çıkarılmasına karar vermiştir. Türkiye’nin projenin sâdece alıcısı değil aynı zamanda ortağı da olduğu unutulmamalıdır. Proje şümûlünde istihsal yapan Türk firmalar (Kale Havacılık, Alp Havacılık, TUSAŞ…) ve kesinleşmiş 100 adetlik siparişimiz bulunmaktadır. Yine bugüne kadar 1.25 milyar dolarlık ödeme yapılmıştır. Bütün bunlara rağmen ABD Türkiye için hâlihazırda hâsıl edilmiş 8 tayyârenin Amerikan Hava Kuvvetleri’ne devredilmesine ve Türk şirketlerinin tedârik zincirinden kademe kademe çıkartılmasına karar vermiştir.

  Aynı mevzûu ile alâkalı olarak Türkiye’nin önüne CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Müeyyideler Yoluyla Karşı Koyma Kânunu) meselesi çıkarılmaktadır. 2017 yılında Avrupa ve Avrasya üzerindeki Rus tesirinin kırılması maksadıyla çıkarılan kânuna Türkiye S-400 alımı sebebiyle muhâlefet ettiğinden müeyyidelerin muhâtabı mevkiindedir. CAATSA kânunu şümûlündeki 12 müeyyideden beşinin belirlenecek kişiler (SSB reisi İsmail Demir, Mustafa Alper Deniz, Serhat Gençoğlu, Faruk Yiğit) için tatbik edilmesi kararı alınmıştır. ABD eski reisi Trump’ın “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Obama idâresinden Patriot almak istedi fakat izin verilmedi. Obama zamanında Türkiye’ye âdil davranılmadı.” şeklindeki açıklamasına rağmen bu meselede ilerleme sağlanamadı.

2)YPG-SDG

  PKK’nin Suriye kolu olduğu bilinen YPG’yi meşrûlaştırmak maksadıyla SDG (Suriye Demokratik Güçleri) isimli yeni bir teşkîlâtın kurulması Türkiye ve ABD arasındaki en mühim ihtilâflardan biridir. YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG bir miktar Arap militana da sahiptir ve teşkîlâtın idâresi tamamıyla YPG’dedir. Esâsen bunu Amerikalı vazîfeliler de açıkça söylemektedir.

 

  YPG ve SDG’nin  meşrûlaştırılması için ABD tarafından sunulan diğer bir tez mezkûr teşkîlâtların DAEŞ ile mücâdelede hâkim unsur olduğu yönündeki tezvirlerdir. Hakîkatte DAEŞ hâkimiyeti altındaki mıntıkaları YPG’ye devretmiştir. Rakka operasyonu sırasında yüzlerce DAEŞ mensubunun tahliye edildiğini BBC ortaya çıkarmıştı. Anlaşılacağı üzere YPG’nin derdi DAEŞ terörüyle mücâdele değil hâkimiyet sâhasını genişletmektir. Üstelik ABD’ye Türkiye tarafından Rakka operasyonunu beraber yapalım gibi teklifler yapılmasına rağmen ABD “müttefiki” Türkiye yerine YPG’yi tercih etmiştir. Bunların yanında ABD DAEŞ ile mücâdele bittikten sonra silahların toplanacağı gibi fiiliyatta mümkün olması imkânsız olan garantiler vermektedir. PKK operasyonları sırasında ABD’nin YPG’ye verdiği silahların bulunması bu garantilerin aldatmaca olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

  ABD’nin Suriye eski husûsî temsilcisi Jeffrey gibi isimlerin ABD’nin YPG’ye devlet kurdurmak gibi bir düşüncesi olmadığı yönündeki beyanatlarına rağmen Türkiye’nin bu şekilde düşünmesini gerektirecek bâzı sebepler var:

  • YPG’nin hâkimiyeti altındaki mıntıkalarda demografik yapıyı değiştirmeye çalışması. (Sünni Arap ve Türkmenler’in DAEŞ’ten temizlenen mıntıkalara dönmelerine izin verilmemesi.)
  • YPG’nin hâkimiyeti altındaki mıntıkalarda tapu ve nüfus kayıtlarının yok edilmesi. (Bknz. Münbiç)
  • ABD’nin Türkiye’ye parayla satmadığı Javelin gibi yüksek teknoloji tanksavar silahları YPG’ye vermesi. (Muhtemel YPG operasyonları sırasında Türk tanklarının harekât kâbiliyetlerini kısıtlayacak ve ağır kayıplar vermemize sebep olacaktır.)
  • ABD tarafından YPG’ye sağlanan ZMA (Zırhlı Muhârebe Aracı) ve ZPT (Zırhlı Personel Taşıyıcı) tipi zırhlı araçlar ve keşif İHA’ları. (Bunların yanında hafif uçaksavarlar, çoklu roketatarlar verilmiştir.)
  • YPG’nin ABD’nin verdiği ekipman ve terbiye desteği ile düzensiz birlik mevkiinden düzenli ordu hüviyetine geçmesi. (Burnumuzun dibinde millî emniyetimizi tehdit eden 60-80 bin kişilik düzenli ordu kuruldu. Düzenli ordu kurulabilmesi için bir devlet gerekir. Peki bu ordu hangi devlete âittir? Ortada böyle bir devlet yoksa kurulması mı düşünülmektedir?)

Suriye Son Vaziyet 2020

Suriye Etnik Dini Yapı

3)FETÖ

  15 Temmuz 2016 târihli darbe teşebbüsünden bu yana ABD, FETÖ’yü terör teşkîlâtı olarak tanımamakta diretmektedir. ABD’nin her yıl neşrettiği “Terörizm Ülkeler Raporu”nda FETÖ’den Gülen hareketi olarak bahsedilmektedir. Teröristbaşı Gülen Pensilvanya’daki çiftliğinde ABD devlet müesselerinin korumasında faâliyetlerine devam etmektedir. Adliye vekâleti Gülen hakkında klasör klasör delil ve vesîka göndermesine rağmen ABD FETÖ’yü barındırmaya devam etmektedir. Darbe teşebbüsü gecesi Büyükada’da bir otelde CIA eski danışmanı Barkey ve 17 akademisyenin yaptığı içtimâ, otelden çıkış yaptıkları 17 Temmuz günü üzerinde Pensilvanya yazan bir çanın bırakılması tahkîkat şümûlünde kayda geçirilmiştir. ABD İstanbul Başkonsolosluk irtibat vazîfelisi Metin Topuz “FETÖ silahlı terör örgütüne yardım” suçundan hapis cezâsı almıştır. Darbe teşebbüsü gecesi İncirlik’ten kalkan tanker tayyârelerin TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesini bombalayan savaş tayyârelerine mahrûkat ikmali yaptığı bilinmektedir. İzmir Diriliş Kilisesi rahibi ABD vatandaşı Andrew Brunson FETÖ ve PKK irtibatı sebebiyle tutuklanmış ve ABD’nin baskısı netîcesinde serbest bırakılmıştır. Bütün bunlar Türkiye’nin ABD’ye şüpheyle bakmasına sebep olmaktadır. ABD Türkiye’nin taleplerini karşılamalıdır.

4)Şarkî Akdeniz

  ABD Şarkî Akdeniz’de İsrail, GKRY ve Yunanistan’ı desteklemektedir. Fransa, Mısır, BAE ve Suudi Arabistan ABD iledir. Rusya ile bâzı müşterek düşüncelere sahiptir. (Hafter’in desteklenmesi.) Kıbrıs’daki iki tarafa da tatbik edilen silah ambargosunu sâdece GKRY tarafı için olmak üzere kaldırmıştır. Yunanistan’ın Dedeağaç’ta ABD’ye, milletler arası hukuka ve Lozan’a aykırı olarak, tahsis ettiği üs yakın zamanda açılmıştır. Girit’te bulunan Souda Askerî Üssü genişletilmiş ve modernize edilmiştir. Stefanovikeio Hava Üssü yenilenmektedir. Larissa Havalimanı’na ise ABD İHA yerleştirmiştir. ABD’nin Yunanistan’daki üs faâliyetleri tetkik edildiğinde ABD’nin NATO’dan çıkmış ya da çıkartılmış bir Türkiye’ye hazırlık yaptığı netîcesine varılabilir. Yine ABD Yunanistan’a 70 adet OH-58D Kiowa Warrior silahlı keşif helikopteri hibe etmiştir. ABD Türkiye’nin Şarkî Akdeniz’de yaptığı sondaj ve sismik arama faâliyetlerini kınamaktadır. Libya’da Türkiye’nin de desteklediği meşrû hükûmet yerine terörist Hafter’i desteklemektedir. BAE aracılığıyla terörist Hafter’e teçhîzat sağlamaktadır.

5)1915 hâdiseleri

  Önce ABD Temsilciler Meclisi’nde daha sonra ABD Kongresi’nin üst kanadı Senato’da 1915 hâdiselerini “Ermeni katliamı” olarak tanımlayan karar kabul edildi. Kabul edilen kararlar kânun hükmünde değil. Sâdece ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’nun bu mevzûda ne düşündüğünü gösteriyor ve Türkiye açısından bir bağlayıcılığı yok. Bilhassa Barış Pınarı Harekâtı’nın hemen ardından bu kararların alınması meselenin Türkiye’yi “hizâya getirmekle” alâkalı olduğunu ispatlıyor. Esâsen diğer ülkeler gibi ABD’de bu kozu kullanmak üzere bekletiyordu. Her ne kadar Fransa gibi bağlayıcı bir kânun çıkartılmasa da bunun ilk adımının atılması üzücüdür. ABD de târihî hâdiseleri siyâsî çıkar oyunlarına âlet etmektedir. Türkiye’nin bu mevzûdaki tutumu bellidir*. Ortak Târih Komisyonu kurularak mesele çözülmelidir. Türkiye’ye göre ülkelerin kendi meclislerinde alınan kararlarla târihî bir hâdiseyi “katliam” olarak tanımlaması meseleleri çözmediği gibi daha da çetrefilli hâle getirir. Zâten milletler arası hukuka göre ancak BM ile irtibatlı bir milletler arası mahkeme, bir hâdisenin “katliam” olup olmadığıyla alâkalı karar alabilir. Yoksa TBMM’den ABD’nin Amerikan yerli halklarına “katliam” yaptığına dair bir kânun çıkartmak çok kolaydır ancak Türkiye prensipleri gereği böyle bir yola başvurmamaktadır.

Netîce

  ABD’nin demokrasi ve terörizm mefhumlarını kendine göre tanımlamasına alışmıştık. Hâriciye vekîli Blinken’ın açıklamaları bir mefhumun daha ABD’nin azizliğine kurban gitmesine yol açtı: “Müttefiklik”. ABD yukarıda îzahını yaptığımız üzere müttefiklikten “tâbi olmak”ı anlamaktadır ancak Türkiye, ABD haklı taleplerini yerine getirmediği ve müttefiklikten “tâbi olmak”ı anladığı müddetçe ne ABD’ye tâbi olacaktır ne de ABD’yi müttefiki olarak görecektir.

*Meseleyle alâkalı bir diğer yazıma bakılabilir:

https://www.stratejikortak.com/2020/06/bati-ermenistan-cumhuriyeti.html

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

Şununla paylaşın: