-Medeniyetimize dâir-
Devletin Derinliği

Devletin Derinliği

  Son günlerde Türkiye’de derin devlet üzerine münakaşaların yapıldığı görülüyor. Münakaşaların başlangıcı organize suç teşkilatı lideri Sedat Peker’in seri halinde yayımladığı ifşa videolarına dayanıyor. İlk videonun yayımlandığı 2 Mayıs’tan bu yana birçok siyasetçi, bürokrat, gazeteci ve iş adamının ismi iddialar dahilinde geçti. Peker, Mehmet Ağar’ın derin devletin başı olduğunu iddia etti. Böylelikle zaten duymaya alışık olduğumuz derin devlet mefhumu bir kez daha umumi efkarın dikkatini celbetti.

  Derin devlet mefhumunun müşterek bir tarifinin olmaması birtakım kafa karışıklıkları yaratmaktadır. Derin devlet, Baskın Oran’a göre “Devlet yetkisini şu veya bu biçimde kullanan kişi veya kurumların meşruluk sınırları dışına taştıkları zaman şiddet kullanmaları halinde ortaya çıkan oluşum.” iken Mahir Kaynak’a göre “Ülkenin geleceğini planlayan ve bunu gerçekleştirmek için politikalar üreten bir akıl.” olarak tarif edilmiştir. İki tarif arasındaki taban tabana zıtlık giderilmediği müddetçe derin devlet münakaşaları boş lakırdıdan öteye gidemeyecektir. Bendenizin kullandığı tarif Mahir Kaynak’a ait olan olacaktır.

  Derin devletin tarifini netleştirdikten sonra hangi ülkelerde derin devlet olduğu, nasıl yapılandığı gibi sualler sorulabilir. Bu çeşit münakaşalarda görüşlerin doğrudan delillendirilmesi mümkün olmadığından yazılanların ancak birer iddia olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bizce dünya üzerinde kendisine bir misyon atfeden her devletin derin devleti bulunmaktadır. Misyonu olmayan söz gelişi Cezayir ya da Slovakya’nın derin devletinin olup olmaması hiçbir şey ifade etmez. Türkiye önce dünya üzerinde bir misyona sahip olup olmadığını netleştirmelidir. Türkiye misyona sahip olabilme şartlarına maliktir. Mahir Kaynak’ın tarifinden hareketle bu teşekküllerin, devletlerin geniş zaman periyodlarında tatbik edecekleri politikaları planlamak vazifeleridir. Mesela A ülkesinin elli yıllık zaman periyodunda karşılaşabileceği milli emniyet meseleleri, iktisadi zorluklar, teknolojik gelişmeler vb. masaya yatırılır ve buna muvazi tatbik edilmesi gereken politikalar belirlenir. Tarihten örnek vermek gerekirse İngiliz ve Almanlar petrolün ehemmiyetini çok daha erkenden farketmişler ve tatbik edecekleri politikalarda petrol mühim bir yer tutmuştur. Yine bu politikaları istikametinde Osmanlı ülkesinde erken zamanlarda teşkilatlanmışlar, çıkar gruplarıyla temasa geçmişlerdir.

  Derin devlet farklı ülkelerde başka şekillerde teşkilatlanmış olabilir. Derin devlet içinde barındığı devletin tarihi ve organizasyonuna muvazi olarak ortaya çıkar. Mesela müşahedelerime göre Britanya’da derin devlet krallık müessesesi iken Rusya’da istihbarat servisi bünyesindedir. ABD’de ise sermaye gruplarının içerisinde yuvalanmıştır. Türkiye’nin tarihi ve şartları düşünülürse derin devlet Türkiye’de askeriye bünyesinde teşekkül etmelidir. Türkiye’yi kuran kadrolar askeriyeden çıkmıştır. Askerler kendilerini Türkiye’nin hemen her meselesiyle alakadar olmak mecburiyetinde görmektedir. Örnek olarak “Mavi Vatan” namıyla bilinen Türkiye’nin su haklarını ifade eden doktrinin sahiplerinden Cihat Yaycı aslında mühendis asker olmasına rağmen deniz hukuku çalışmış ve Türkiye’ye dayatılan ve o zamana kadar kimsenin tetkik etmediği haritanın yanlış olduğunu umumi efkara duyurmuştur. Türkiye’de vazife yapan uluslararası hukuk ve deniz hukuku dersleri veren akademisyenlerimizin aklına bu haritayı tetkik etmek gelmemiştir. Tabi kapatılan askeri ortaokul ve liselerden sonra Cihat Yaycı ayarında münevver asker takımı yetiştirebilir miyiz, ayrı bir münakaşa mevzuudur.

  Türkiye’de askeriye bünyesinde bir derin devlet oluşması gerekirken askerlerimizin tavrı ideolojik davranmak ve düşünmekten öteye gidememiştir. Rejimin tehlikede olduğu gibi düşüncelerle demokrasiye müdahale etmiş ve maalesef esas itibariyle yönlendirilmişlerdir. Oysa askerler hadiseleri geniş bir çerçevede okuyabilmeli ve buna muvafık tavır almalıydı. Mesela sağ sol çatışmaları sebep gösterilerek 12 Eylül 1980 tarihinde asker darbe yapmış ve Demirel liderliğindeki 43. hükümet düşürülmüştür. Demirel’in deyimiyle 11 Eylül günü akan kan 12 Eylül’de birdenbire durmuştu. Darbenin neticesinde Demirel ve diğer politikacılar siyasi yasaklı hale gelirken ANAP hükümeti iktidara geldi ve 24 Ocak kararlarıya (Özal’ın telkinleriyle alınmıştır.) başlayan neoliberal iktisadi politikalar ve Türkiye’nin dünyaya açılma furyası zirveye ulaştı. Türkiye’de kimse neoliberal politikaları münakaşa etmemesine rağmen darbe neticesinde kendimizi böyle bir vetirenin içinde bulmuş olduk. Hakikaten Türkiye’de bir derin devlet olsaydı dünyada küreselleşmeye ve neoliberal iktisadi politikalara bir yöneliş olduğunu görür, bu yönelişin Türkiye bakımından avantaj ve dezavantajlarını hesap edip Türkiye’nin tavrını belirlerdi. Böylelikle yabancı güçlerin anarşi ve iktisadi kriz çıkartarak darbe şartlarını oluşturması engellenmiş olur, meseleler demokrasi ve hukuk içerisinde halledilebilirdi.

  Derin devletle alakalı netleştirilmesi gereken bir husus da faaliyetlerinin hukuka muvafık olmasıdır. Hiçbir derin devlet hukuk dışına çıkmaz çünkü devlet kanunları tatbik edildiği müddetçe devlettir. Yani bir gün askeriye bünyesinde teşekkül etmiş bir derin devletimiz olursa onun derin devlet olması darbe gibi gayri kanuni işlere teşebbüs etmesine meşruiyet sağlamayacaktır. Her ne kadar derin devlet değil de derin çete mevkiinde olan JİTEM gibi kurumların faaliyetlerine meşruiyet sağlamak için söylenen “Mevcut kanunlarla terörle mücadele edemiyoruz terörle daha iyi mücadele etmek için bu faaliyetleri (Faili meçhul cinayetler, köy yakmak vb.) yapmak mecburiyetindeydik.” gibi kanunsuzluk ve denetlenemezliği çıkar yol sayan ve devleti töhmet altında bırakacak teşebbüslerden kaçınmak gerekir ve ciddi devletlerde bu çeşit kurumların varlığı kabul edilemezdir.

  Derin devlet mefhumunun medyaya akisleri de kontrol altına alınmalıdır. Belki de Türkiye’nin en meşhur dizisi olan Kurtlar Vadisi gibi eserlerde uzun yıllardır işlenen mafya, siyaset münasebetleri gibi mevzular geniş halk kitlelerinde Türkiye’nin meselelerinin hukuk ve demokrasinin içinde çözülemeyeceği intibaı uyandırmıştır. Nesiller mafya liderlerine sempati duyarak eline silah alıp vatana hizmet edeceğini düşünerek yetişmiştir. Çeşitli kitaplar vasıtasıyla Çatlı, Yeşil gibi tetikçiler gençliğe rol model olarak sunulmuştur. Vatandaşlara hukuk ve demokrasi içerisinde kalarak vatanın selameti için çalışmalarını aşılayacak ve mafya, tetikçi gibi karakterleri iyi göstermeyecek eserlerin ortaya konulması bütün medya ve sanat dünyamızın Türkiye’ye bir borcudur.

  Netice olarak söyleyebiliriz ki derin devletin varlığı bir ülke için mühimdir. Derin devleti derin çetelerle karıştırmamak gerekir. Derin devlet hukukun dışına çıkmaz, çeşitli çıkar grupları için değil bütün bir ülke ve vatandaşlar için çalışır. Onları istikbale hazırlar ve istikbal “bugün” mevkiine geldiğinde ülkenin elinin güçlü olmasını temin etmeye çalışır ancak bir ülkede derin çeteler derin devletin yerine geçtiyse o ülkenin sığlığından şüphe edilmemelidir.

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

Şununla paylaşın: