-Medeniyetimize dâir-
Hangi Atatürk

Hangi Atatürk

  Ülkemizde çeşitli vesilelerle Atatürk üzerine yapılan konuşmalara şahit oluruz. Herkes kendi bildiğince bir Atatürk portresi çizer. Çizilen portrelerin ekserisi, tarifi yapanın ideolojik temayüllerinin yansımasıdır. Bunda şaşılacak bir vaziyet de yoktur çünkü insanlarımız üzerine fikir beyan edilebilecek her şeyde aslında ideolojik saiklerle hareket etmeye alışmıştır. Muhakeme kelimesi kimsenin bakmadığı tozlu sözlüklerde unutulup gitmiştir. Atatürk de pek tabii olarak bundan nasibini almış bulunmaktadır. Yapılan tariflerin tamamının mütenakız olması mühim değildir. Herkes kendi Atatürk’üne dokunulmamasını ister ve bu tenakuzlar en sıkı düğümden bile güçlü görünür. Bizce Atatürk, farklı tasnif metodları göz önüne alınarak tetkik edilebilirse de üç temel profille açıklanabilir:

  Birincisi “Başbuğ” Atatürk’tür. Bu tarif umumiyetle milliyetçi çevreler arasında yaygındır. Atatürk yanına yerleştirilmiş Enver Paşa ve Alparslan Türkeş portrelerinin arasında görülür. Prensiplerinden biri de milliyetçilik olan Atatürk’ü olmadığı gibi göstermek niyetinde değiliz. Atatürk hiç şüphesiz bir Türk milliyetçisiydi ancak mesele Atatürk’ün Osmanlılık ve İslamlık kimlikleri yerine millet esaslı bir kimlik yaratmasının anlaşılamamasından çıkmaktadır. Yaratılan Türk kimliğinin bir soy esasına bağlı olmadığı netleştirilmelidir.

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”(1)

  Bunun yanında Atatürk milliyetçiliğin bir siyaset olarak tatbik edilmesine de karşıdır. O halde Pan-Turanizm siyaseti güden Enver Paşa ile Atatürk nasıl yan yana gelebilmektedir. Milliyetçi dostlarımız Atatürk ya da Enver Paşa’dan birinin portresini indirmek mecburiyetindedir.

“Muh­te­lif mil­let­le­ri, müş­te­rek ve umûmî bir un­van al­tın­da cem’ et­mek [toplamak] ve bu muh­te­lif unsur küt­le­le­ri­ni ay­nı hu­kuk ve şerâit [şartlar] al­tın­da bu­lun­du­ra­rak kavî [güçlü] bir dev­let te­sis et­mek par­lak ve ca­zip bir nok­ta-i na­zar-ı siyasî­dir. Fa­kat al­da­tı­cı­dır. Hatta, hiç­bir hu­dut ta­nı­ma­ya­rak, dünyada mev­cut bü­tün Türk­le­ri da­hi bir dev­let hâlinde bir­leş­tir­mek, gayr-i ­ka­bil-i istihsâl [mümkün olmayan] bir he­def­tir. Bu, asır­la­rın ve asır­lar­ca ya­şa­mak­ta olan in­san­la­rın çok acı, çok kan­lı hâdisât [hâdiseler] ile mey­da­na koy­du­ğu bir ha­ki­kat­tir.”(2)

  İkincisi “Gazi” Atatürk’tür. Mustafa Kemal Paşa’ya TBMM tarafından 19 Eylül 1921 tarihli kanunla “Gazi” unvanı verildiği herkesçe bilinmektedir. Atatürk’ün bu unvanını ön plana çıkartmaya çalışanlar onu sadece askeri cihetten ele almakta ve inkılaplarını yok saymaya çalışmaktadır. Oysa Atatürk askerliğinin yanında yeni bir devlet kuran kurucu liderdir. Hatta denilebilir ki Atatürk’ün liderliği ve inkılapçılığı askerliğinin önüne geçmiştir. Bu görüşü müdafaa edenlerin maksadı Atatürk’ün fikri tarafını yok sayarak açtıkları boşluğu kendi düşünceleriyle doldurmaktır. Bir yandan Atatürk ülkeyi kurtardı diyerek vatandaşlar taltif edilirken diğer yandan gizli ajandalarında yer alanları gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. İlk başlarda Atatürk ile açıktan kavgalı olan mevcut iktidar sahipleri bugün bu yola sapmış görülüyor.

  Üçüncüsü “Devrimci” Atatürk’tür. Bu görüşün müdafilerine göre Atatürk ile Fidel Castro portreleri yan yana asılabilir. Atatürk’ün padişaha isyan ederek bir sınıf hareketinin liderliğini yaptığına inanılır. Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşı’nda mücadele veren halkı sosyalist veyahut komünist göstermek niyetindeki bu kişiler çok büyük bir hataya düşmektedirler. Bizzat Sovyetler tarafından milli kurtuluş mücadelemiz bir “proleter” ihtilali olarak değil, bir “burjuva-milliyetçi” hareket olarak görülmüştür(3). Bunun yanında Atatürk’ün anti-emperyalist olduğu yönündeki bir alt görüş de burada değerlendirilmelidir. Atatürk Marksist terminolojinin anladığı manada anti-emperyalist değildir. Onun anti-emperyalistliği insana ve milli haysiyete verdiği samimi ve gerçek değerden kaynaklanmaktadır(4). Atatürk’ün şu sözleri bizi teyit etmektedir:

“Şurası unutulmamalı ki, bu tarz-ı idare, bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü, biz ne bolşeviğiz ne de komünist; ne biri ne de diğeri olabiliriz. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. Hülasa, bizim şekl-i hükümetimiz tam bir demokrat hükümetidir ve lisanımızda bu hükümet halk hükümeti diye yad edilir.”(5)

  Bu üç anlayışın dışında Atatürk’e “diktatör”, “hain” ve “faşist” yakıştırması yapan çevreler de bulunmaktadır. Diktatör olarak tanımlayanlar Atatürk’ün şeklen demokrasiyi tatbik ettiğini söylerler ancak henüz birkaç sene evvel padişaha tabii olan insanların demokrasiyi bir anda nasıl benimseyeceklerini sorgulamazlar. Atatürk devri yeni anlayış, kimlik ve devletin inşa edildiği bir geçiş zamanı olarak kabul edilirse “diktatör” isnadı düşecektir. Ayrıca “diktatör” zihniyetli bir kişinin kadınlara seçme ve seçilme hakkını neden verdiği de düşünülmelidir. “Hain” tanımı umumiyetle Atatürk’ün padişaha ve eski İslam geleneğine ihanet ettiği düşünülerek kullanılır oysa padişah Atatürk’ü Samsun’a göndermeden evvel onun cumhuriyet yanlısı olduğunu biliyordu. Hilafetin muhafaza edildiği bir cumhuriyet ise yeni devlet, din esasına dayanmadığından mümkün değildi. Bu bakımdan Atatürk’ü hain telakki etmek mümkün değildir ve Türkiye’nin çok geç bir tarihte, Atatürk liderliğinde modern bir devlet hüviyeti kazandığı unutulmamalıdır. Faşist tanımlaması ise daha çok Kürtçü ve İslamcı çevreler tarafından dile getirilmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında art arda çıkan isyanların sertçe bastırılması bu kişiler tarafından görüşlerine delil olarak sunulmaktadır. Devletin bütünlüğünü ve cumhuriyet rejimini tehdit eden bu isyanların bastırılmasının bir mecburiyetin gereği olduğu kabul edilmelidir. Mesela isyanların büyüklüğünün anlaşılması için bugünkü Türkiye topraklarında Ağrı Cumhuriyeti adında ve üç yıl ömürlü bir devletin kurulduğu hatırlanmalıdır. Böyle bir vaziyete hiçbir lider tahammül edemezdi ve Atatürk gerekli olanı yapmıştır.

  Netice olarak Atatürk’ü ideolojik temayüllerimiz istikametinde değil hakiki hayatta olduğu gibi tanımak ve anlamak gerekmektedir. Bugünkü meselelerimizin birçoğu aslında Atatürk tarafından tetkik edilmiştir. Atatürk’ün görüş ve düşüncelerine akılcı bir şekilde yaklaşarak bu büyük adamdan bugün dahi istifade etmek imkanı bulunmaktadır. Umarım Türkiye bu fırsatı kaçırmaz ve Atatürk’ün bize bıraktığı mirasa sahip çıkar.

Kaynakça

(1) M. Kemal Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, 1930
(2) M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969, cild 2, sayfa 436.
(3) Fahir Armaoğlu, Türk Dış Politikası Tarihi, Kronik Kitap, İstanbul, 2018, sayfa 39.
(4) Fahir Armaoğlu, Türk Dış Politikası Tarihi, Kronik Kitap, İstanbul, 2018, sayfa 34.
(5) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. III, 2. Baskı, s. 20.

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

Şununla paylaşın: