-Medeniyetimize dâir-
HDP Tamam Ya Sonrası

HDP Tamam Ya Sonrası

  Kendimi bildim bileli Türkiye’nin bir Kürt meselesi var. Bu öyle bir mesele ki içtimâî mevkiniz ve yaşınız ne olursa olsun ucu bir yerden size dokunur. Kaçış yoktur. Dünyadan haberi olmayan küçük bir çocuk musunuz, babanız kahpe bir pusuda şehit edilir. Belki asker, belki polis belki de bir öğretmendir. Hayata yetim olarak devam edersiniz. Babanızın kan bedeli olarak size bir akbil verirler. Büyüdükçe sorarsınız neden diye, size verilecek bir cevap yoktur. Anadolu’nun şirin bir kasabasında emekli bir baba mısınız, oğlunuz askerlik çağına gelir. Bedelli yaptıracak kadar paranız yoktur.  Hoş oğlunuz da istemez zaten. Bir türlü içine sindirememiştir bedelliyi. Tezkeresine birkaç gün kala vazîfeli olduğu karakol basılır. Kurtulan olmamıştır. Bir namaz sonrası câmi çıkışında haberi alırsınız. Vatan sağolsun dersiniz ama içten içe siz de sorarsınız neden diye,  size verilecek bir cevap da yoktur. Bu satırlar bir masal ya da efsâne değildir. Hepsi yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Bazı kimseler Kürt meselesi ayrı PKK ayrı diyeceklerdir. Hatta siz Kürtlerle PKK’yı yan yana getiriyorsunuz. Kürtler sizin yüzünüzden PKK’ya katılıyor falan diye gevelemeye başlayacaktır. Onlara şu cevabı verin: Bir ülkede Kürt meselesi çözülsün denilerek askerî bir üsteki Türk bayrağının indirilmesine izin veriliyorsa, devletin anayasayla sabit üniter yapısı yerine federalizm münâkaşa ediliyorsa, terörle bağları ayan beyan ortada olan parti veya partiler kapatılmıyorsa, belediyelerin imkânlarını teröre kullandıranlara, Türk ordusuyla savaşmak için şehirlere yığınak yapanlara göz yumuluyorsa bunun PKK’dan ne farkı var. Bilakis PKK’nın bunları yapması ya da yaptırması mümkün değilken Kürt meselesini çözmek adına bunlar yapılmıştır, yaptırılmıştır. Üstelik bu millet, gencecik evlâtlarını şehit vermişken biz de şehit çocuğunun ve babasının sorduğu soruyu soralım, neden? Mâdemki Türk bayrağının indirilmesine izin verecektik, mâdemki federalizmi münâkaşa edecektik, neden? Neden?

*

  Türk adâlet müessesesi geç de olsa harekete geçti ve HDP’nin kapatılması için ilk adım atıldı. Böylelikle uzun zamandır umûmî efkârın dikkatinden uzak kalan Kürt meselesi, Kürtçe, federalizm, PKK, HDP yeniden münâkaşaya açıldı. Münâkaşalar sırasında farklı partilerden çeşitli siyâsîlerin dile getirdiği parti kapatmanın meseleyi halledemeyeceği şeklindeki fikir dikkatimi çekti. Türkiye’de siyâseti az çok takip eden herkes HDP’den sonra yeni bir parti kurulacağını zaten tahmin ediyor ancak yine de devlet hukuku tatbik etmek zorundadır. Bunlar zaten yenisini açacaklar diyerek terörle bağı olan bir partiyi kapatmamakla zaten çalacaklar diyerek hırsızları hapsetmemek arasında bir fark var mıdır? Burada hukukun meseleyi çözemeyeceği, tatbikine gerek yokmuş gibi “Kânunlar var ama…” gibi açıklamalar yapmak çok tehlikelidir. O zaman sorarlar mâdemki tatbik etmiyoruz kânun niye var? Kânun ve hukukun tatbik edilmediği yerde de zaten devlet mânâsını ve meşrûiyetini yitirmiş olur. Kanaatimce meseleye “Parti kapatmak meseleyi halletmez.” gibi bir noktainazar yerine “Hukuk gereğini yapmalıdır. Bunun yanında meseleyi kökten halledebilmek için gerekli her türlü tedbir âcilen alınmalıdır.” şeklinde yaklaşmak daha doğru olacaktır. Burada okuyucu tabiî olarak meselenin halli için gereken tedbirleri soracaktır. Tedbirleri sunmadan önce mesele hakkında birtakım umûmî mâlûmata mâlik olmak gerekir.

*

  CIA tarafından hazırlanan “The World Factbook” isimli ülkeler internet ansiklopedisi datalarına göre nüfusumuzun %19’unu Kürt kökenli vatandaşlarımız oluşturmaktadır. 2018 milletvekili seçimlerinde HDP %11.7 rey almıştır. Hesaplamayı kolay yapmak adına Türkiye nüfusunu 80 milyon, Kürt kökenli vatandaş nispetini %20 ve HDP rey nispetini %10 (Burada çeşitli sebeplerle HDP’ye rey veren Türk kökenli vatandaşlar da elenmiş oldu.) olarak kabul edelim. Buna göre Türkiye’de 16 milyon Kürt nüfus barınmaktadır. Bu nüfusun yarısı -8 milyon- HDP’ye rey vermekte veyâhut verecek şekilde yetişmektedir.  8 milyon doğrudan bir suça iştirak etmemiştir ancak HDP’ye rey vererek HDP’yi ve zihniyetini tasdik etmiştir. Şimdi devlet olarak HDP’yi kapattınız. Peki bu 8 milyonu ne yapacaksınız? Türkiye’deki siyâsetçilerin yüzleşmekten ve dile getirmekten çekindikleri mesele işte bu nispette büyük ve çetrefillidir. Bunun yanında HDP dışındaki partilere rey veren 8 milyonluk kısmın ekserisi de Türkiye ile ancak şeyh ve aşîret liderleri aracılığıyla irtibatlıdır. Güneydoğu mıntıkamız feodal beylerin hakim olduğu Ortaçağ Avrupası’nı hatırlatmaktadır. Bu feodal beylere tanınan imtiyazlara dokunulursa isyan etmeyecekleri ne mâlûmdur. Nitekim cumhûriyetin kuruluşundan îtibâren bu mıntıkada Kürtçülük ve İslâmcılık motivasyonlarıyla çok çeşitli ayaklanmalar çıkmıştır. Ayaklanmalar o kadar ileri gitmiştir ki Ağrı Cumhûriyeti adında küçük ve 3 yıl yaşamış bir devletçik Türkiye toprakları üzerinde kurulmuştur. İşte umûmî hudutlarını çizdiğimiz bu ahval ve şerâit içinde meselenin halli için bizce alınması iktizâ eden tedbirler şunlardır:

  1. Tâlim ve terbiye imkânları başta olmak üzere her türlü vâsıta ile Kürt nüfusun Türkleşmesi sağlanmalıdır. Bu Kürt hüviyetinin inkârı değildir. Meselâ halkımız arasında bulunan Çerkes ve Boşnak ekalliyetler gibi bir Kürt, Türkiye’de Kürt asıllı olduğunu rahatlıkla ifâde edebilir ancak üst hüviyet olarak Türk’ü benimser. Yurt dışında kendini Türk olarak tanıtır. Bu Türk mefhumunun bir ırkı değil Türkiye Cumhûriyeti vatandaşlığını târif ettiğini bilir ve bunu kabul eder.
  2. Şeyh ve aşîret liderleri kontrolündeki Kürtlerin bu esâretten kurtularak fert olmaları sağlanmalıdır. Fert olmak demek kendi kendine düşünüp düşündüklerini tatbik etme gücüne sâhip olmak demektir. Devlet bu şümuldeki Kürtlerin şeyh ve aşîret liderlerinden müstakil hareket edebilmelerini sağlamak maksadıyla güneydoğu mıntıkamızda iş imkânları yaratmalıdır. Böylelikle bu vatandaşlarımız iktisâdî hürriyetlerini kazanacaktır. Meselâ aşîret liderinin arâzisi veya fabrikasında çalışan bir kişi, ister istemez aşîret liderinin sözüne gidecektir ancak devlet veya husûsî teşebbüs yoluyla buralarda farklı iş imkânları yaratıldığında, kişiler seçme şansına sâhip olacak ve fertleşme vetîresi hızlanacaktır.
  3. Aşîret lideri ve şeyhler tarafından kurulmuş holding ve şirketlerin sıkı tâkibi, yurt dışı para giriş-çıkışlarının tetkik edilmesi, millî emniyeti tehdit eden hallerde el konulması ve tasfiyesi sağlanmalıdır.
  4. Aşîret lideri ve şeyhlerin cemiyetimize “kanaat önderi” gibi tanıtılmasının önüne geçilmeli, devletin bu kişileri bir feodal bey gibi tanımasına son verilmelidir.
  5. Iğdır gibi daha önce Türk nüfus fazla iken çeşitli sebeplerle (terör ile Türklerin göç ettirilmesi, Kürtlerin yerleşmesini teşvik etme) Kürt nüfusun ekseriyeti sağladığı illere, göç eden Türklerin geri dönmesini sağlayarak tekrar Türk ekseriyeti tesis edilmelidir.

Yukarıda zikredilen tedbirler alındığı takdirde Kürt meselesi çok büyük nispette halledilecektir ancak rey alma endîşesi, günü kurtarma merkezli hareket edilirse Türkiye şu ankinden çok daha büyük problemlerle uğraşmak vaziyetinde kalacaktır. Son olarak kıymetli hocalarımızdan Sâmiha Ayverdi’nin 1974’te ifâde ettiği görüşler meselenin halli için yol göstericidir:

“Artık Kürt gibi, Çerkes gibi, Gürcü gibi tehlikeli mihraklar hâlinde bulunan cemâatler Türkleşmelidir. Bu yalnız bizim selâmetimiz için değil onların da ikbal ve istikballeri için şarttır. Zîra düşman teşvîkine uyarak ana devletin kolu kanadı altından çıkarak istiklâl isteyen azınlıklar teşvik sâhibi devletin ağzında lokma olmaya mahkûmdurlar. Patron değiştirmeye heves etmiş Kırım gibi… Hatta Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan gibi…”(1)

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

(1) Kubbealtı Akademi Mecmuası, sayı 188, yıl 47/4 Ekim 2018, sayfa 7-9

 

Şununla paylaşın: