-Medeniyetimize dâir-
Mülteci Krizi

Mülteci Krizi

  Bundan yaklaşık üç sene evvel -liseyi bitirmemi müteakiben- yaz günlerinin birinde hem harçlığımı çıkartmak hem de bilinmeyene yolculuk yapmak için arkadaşımla beraber Çorum’da bir eve misafir olduk. Misafir olduğumuz evin yaşıtım olan bir çocuğu vardı ve onunla daha önce tanışıyorduk. Beraber gittiğimiz arkadaşım evin çocuğuyla aynı liseden arkadaştı ve bana nazaran daha samimiydi. Ev her Anadolu köyünde rastlayabileceğiniz tarzda planlanmıştı. Büyükçe bir ağıl, kümesler, mahsulü işlemek için bir depo ve ne işe yaradığı hakkında fikrimin olmadığı daha birçok şey. Köyün -hafızam yanıltmıyorsa- yaklaşık üç km uzağında, yine aynı aileye ait iki katlı bir tarlanın ortasına kurulmuş ve sonradan hayvanların gecelemesi için yapıldığını öğrendiğim bir ağıl ev bulunuyordu. Bu tarz yerleşimlerin alt katı ağıl olurken üst katta çoban için bir oda yapılıyormuş. Vazifemiz öncelikli olarak birkaç gün içinde kurbanlık satışı için İstanbul’a gidecek yaklaşık 150 küçükbaş hayvanı kırkmaktı. Bunun yanında tarla işleri için de yardım edecektik.

  İşte böyle bir ortamda hayatımda ilk defa kendi yaşıtım olan bir mülteciyle birkaç gün de olsa zaman geçirme fırsatı buldum. Bu kişi evin çobanı Gafur’du. Çat pat Türkçesiyle bana hikayesini anlattı. Gafur Afganistan’dan Türkiye’ye -dile kolay- yürüyerek gelmiş. Huduttan yakalanmadan geçmiş, herhangi bir kaydı yok. Bu evde çobanlık yaparak aylık bin beş yüz TL kazanıyormuş. Yukarıda bahsettiğim ağıl evde kalıyor ancak çoban olduğu için çoğu zaman bir ağacın dibinde uyukluyormuş. Kazandığının çok büyük bir kısmını Afganistan’daki ailesine yolladığını söyledi. Az kazandığının farkındaydı ve yakında Ankara’da otelde çalışan Afgan arkadaşlarının yanına gideceğinden bahsetmişti. Üstündeki elbiseler dökülüyordu ve iyi beslenmediği belli oluyordu. Yine de mutlu ve umutluydu. Ona, yanımda verebileceğim hiçbir şey olmadığından -normalde hakaret kabul edilir- diş fırçamı vermiştim. O ise büyük samimiyetle elimi sıkmış ve birkaç defa “kullanılmış diş fırçası” için teşekkür etmişti. Yaşadığım bu tecrübe bende gelgitlere sebep olmuş vicdanım acıma duyguları içindeyken, aklım da bir yabancının hudutlardan nasıl geçebildiğini düşünmeye koyulmuştu.

*

  Öncelikle belirtmeliyim ki bu insanları tanımlarken kullandığımız mülteci kelimesi günlük kullanımda doğru olsa da hukuki olarak yanlıştır çünkü ülkemizdeki muhacirlerin çok büyük bir kısmı geçici koruma statüsünde kabul edilmektedir. Az bir kısmı milletlerarası korumaya sahipken mülteci statüsünde sadece 28 kişi bulunmaktadır. Bu meseleyle ilgili Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Ok’un şöyle bir beyanatı var: “Suriyelilere mülteci statüsü vermiyoruz çünkü onlar bize iltica etmediler. Zorla yerlerinden edindikleri için onlara geçici koruma statüsü veriyoruz.”(1)

  Kanunlarımıza göre geçici koruma statüsünde bulunan mülteciler, ülkemize gelmelerine sebep olan karışıklık biter bitmez -ki Suriyeliler için bu savaştır- statülerini kaybederler ve geldikleri yere geri dönerler. Efkarıumumiyenin malumu olan görüntülerde Suriyelilerin bayram ziyareti için ülkelerine gittikleri ve daha sonra tekrar Türkiye’ye geri döndükleri görülmektedir. Eğer bir yere bayram ziyareti için gidilebiliyorsa orada temelli yaşanabilir. Hiçbir ülke böyle bir saçmalığa izin vermez. Bugün Suriye’nin şimal mıntıkalarında Türkiye’nin kontrolünde emniyetli sahalar ihdas edilmiştir. Kanuna muvafık olan Suriyelilerin o emniyetli sahalara gönderilmesidir.

  Türkiye’de kaç mülteci olduğu hakkında birbiriyle uyuşmayan çeşitli rakamlar bulunuyor. Elbette rakamların farklılığında mültecileri kayıt altına almanın zorluğu yatıyor. Biz yine Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Ok’un sözlerine kulak verelim. Ok’un açıklamalarına göre Türkiye’de 3,6 milyonu Suriyeli olmak üzere 5,5 milyon yabancı bulunuyor, bunun yanında ülkemizde 4 milyonun üstünde geçici koruma ve uluslararası koruma başvuru sahibi bulunduğunu belirtiliyor.(2) Rakamlar düşünüldüğünde ve buna Gafur gibi Türkiye’de hiçbir yere başvuru yapmadan kaçak olarak yaşayanlar eklendiğinde en iyi ihtimalle bile Türkiye’deki mülteci sayısının 8 milyonun üstünde olduğu yorumunu yapıyorum. Kim bilir belki bu rakam 10 milyonun üstünde dahi çıkabilir.

  8 milyon mülteciyi ağırlayan Türkiye’de bir Göç Bakanlığı bile bulunmuyor. Bu kadar insan Türkiye’de ne yapıyor ne ediyor devletin haberi yok. Daha insanların ülkeye giriş yaptığını kayıt altına alamamış. Ciddi devletlerde bu türden zafiyetler kabul edilemez. Meseleler onlar da bir şekilde yaşasın denilerek geçiştirilemez. Mültecilerin en basitinden ekonomimize, devlet hizmetlerine, emniyetimize, demografik yapımıza tesirleri nedir? Bunların çalışması yapıldı mı? Ben bazılarını açıklamaya çalışayım.

  Bugün Türkiye’de mülteciler asgari ücretin altındaki rakamlara kayıtsız olarak çalıştırılmaktadır. Bazı bilmişler bu sayede enflasyonun frenlendiğinden bahsediyorlar. Halbuki ülkemizde işletme sahipleri ucuz işçilik kullandıkları için fiyatları düşürmemekte sadece kar nispetlerini arttırmaktadırlar. Yani o işletmede bir Türk asgari ücretle -tabii olarak işverene daha fazla işçilik maliyetiyle- çalışsa da mal fiyatları aynı kalacak sadece işveren daha az kar etmiş olacaktı. Ayrıca bir işletmede asgari ücretin altında rakamlara ve kayıtsız birini çalıştırmak kanuni suçtur. Tabi Türkiye’de kanunların tatbik edilmemesine alıştığımız için bu tür ifadeler rahatlıkla dile getirilebiliyor.

  Duruma bir de asgari ücret ya da düşük gelirlerle çalışan Türk vatandaşlarının gözüyle bakalım. Bu şekilde çalışan birçok Türk, Suriyelilerin gelmesiyle ya işini kaybetti ya da daha düşük gelirlerle çalışmayı kabul etmek zorunda kaldı. Kaçak olarak işletme açan mülteciler Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nın belirlediği asgari ücretlerin altında hizmet vermeye başladılar. Mesela rakamlara göre Suriyelilerin en çok yaptığı işlerden olan berberlik mesleğinde piyasanın altında rakamlara saç kesimi yaparak Türk esnafın zarar etmesine ya da batmasına sebep oldular. Yani mülteciler patronlara daha çok kazandırdılar ancak alt-orta sınıftan vatandaşlarımızın refahında azalmaya sebep oldular ve Türkiye’deki gelir eşitsizliğinin artmasına katkıda bulundular.

  Enflasyon noktasından bakılırsa daha evvel 80 milyonluk nüfus ve her yıl tahmin edilebilen artışa göre işlerin döndüğü ekonomimiz 10 yılda ekstradan 8 milyon kişinin eklenmesiyle yeni vaziyete ayak uydurmakta -tabii olarak- zorlanmış arzın talep artışına yetişememesi neticesinde enflasyon nispetinde artışlar yaşanmıştır. Enflasyon meselemiz elbette sadece mültecilere bağlanamaz ancak mültecilerin varlığı enflasyon üstünde inkâr edilmeyecek baskı oluşturmaktadır. Yine hayatın içinden bir örnek olarak Türkiye’deki kira ve mesken fiyatlarındaki artış gösterilebilir. 80 milyonun yaşayabileceği veya kiralayabileceği mesken stokuna sahipken 8 milyon kişilik ekstra bir barınma talebi ortaya çıktığı için-10 yılda 8 milyon kişilik yeni mesken inşa etmek mümkün değil- bilhassa mülteci sayısının çok olduğu illerde kira ve mesken fiyatları çok fazla artmış. Kira ücretleri neredeyse asgari ücrete ulaşmış, mesken fiyatları ise hayat boyunca çalışılıp yine de alınamayacak rakamlara fırlamıştır.

  Mülteciler ekonominin yanında devlet hizmetleri üzerinde de baskı yapmaktadırlar. Söz gelişi altyapı, belediyecilik, sağlık, sosyal yardım hizmetlerine ulaşımda Türk vatandaşları dejavantajlı hale düşürülmektedir. Normalde Türk vatandaşlarının kullanacağı hizmetler mültecilerle bölüşülmektedir. 2021 itibariyle devlet kasasından mültecilere harcanan rakam çeşitli ağızlardan 40 ile 80 milyar dolar arasında zikredilmiştir. Bu rakamın vatandaşın cebinden çıktığını ve yine bu rakamlarla Türkiye’ye kaç proje kazandırılabileceğini takdirinize bırakıyorum.

  Mültecilerin zaafiyet yarattığı diğer bir mevzu emniyettir. Mülteci kafileleri arasında Türkiye’ye giriş yapan çeşitli terör teşkilatı mensupları olduğu basınımıza daha evvelden yansımıştır. Hele kayıtsız olarak Türkiye’de bulunan mültecilerin yarın Türkiye’nin dört bir yanında terör fiili gerçekleştirmeyeceğinin bir garantisi var mıdır? Mesela son günlerde Afganistan’dan ülkemize yönelik göç dalgası olduğu biliniyor. Bu mülteciler arasında Taliban militanları olmadığından emin miyiz? Doğrudan militan olmasalar bile uç ideolojilere sahip olanları yarın talimatla Türkiye’de fiile geçerse ne olacak? Son günlerde boğuştuğumuz orman yangınlarının bazılarını Afgan mültecilerin çıkarttığı ve sebebinin Türkiye’nin Afganistan’dan çekilmemesi olduğu söyleniyor. Yani Türkiye’ye gelen Afgan mülteci bizi işgalci olarak görüyor ve terör faaliyeti yürütüyor. Böyle bir saçma vaziyete galiba bir Türkiye düşebilir.

  Son olarak demografik yapıda meydana getirdikleri değişikliğe temas edelim. Bu mevzuyla alakalı sadece kayıt altına alınmış 3,6 milyonluk Suriyeli nüfusun verileri bulunuyor. Seçili illerdeki Suriyeli nispetlerine bakalım:

Şehir Suriyeli Sayısı Türk Nüfusun % kaçı kadar Suriyeli var?
İstanbul 528.285 %3,4
Kilis 105.193 %74,3
Hatay 435.891 %26,3
Gaziantep 453.597 %21,7
Şanlıurfa 424.072 %20,1
Mersin 231.487 %12,5
Adana 253.988 %11,3

  Suriyelilerin çeşitli illerde yoğunlaştığı görülüyor. Tablo haricinde Suriyelilerin yerleştikleri şehirlerde bilhassa bazı ilçe ya da semtlerde çoğunluğu sağladığı biliniyor. Çoğunluğu sağlamak o mıntıkanın hakimi haline gelmektir. Mesela Kilis’te Suriyeli sayısı Türk sayısını yakalamak üzeredir. Kilisli Türklerin bu vaziyetten rahatsız olduğu ve başka şehirlere taşındığına dair haberler basınımızda yer almıştır. Yarın Suriyeliler Kilis üzerinde hak iddia ettiğinde ne diyeceğiz? Devlet Suriyelileri çeşitli şehirlere, o şehirlerin içtimai hayatına tesir etmeyecek şekilde dağıtmalı hele çoğunluk sağlamalarına asla izin verilmemelidir. Bu meseleyle ilgili Ümit Özdağ bir çalışmayı dile getirmiştir:

“Bu 3.8- 4 milyon Suriyeli Türkiye’de kalırsa, bunlara vatandaşlık verilirse ne olur? Bir Suriyeli kadın, Cumhurbaşkanlığının finanse ettiği Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçları birkaç ay önce çıktı. Bir Suriyeli kadın, ortalama 5.3 çocuk doğuruyor. Eğer ilkokul ve altıysa eğitim seviyesi 5.8’e çıkıyor, üniversite ise 4.1’e düşüyor. Türk kadınlarında bu oran 2 yani Suriyelinin nüfus artış hızı yüzde 100’den daha fazla. Çok değil 20 sene sonra sadece kayıtlı olanlara vatandaşlık verilirse 11.5 milyon Suriyeli olacak. Eğer 5.3 milyona verilirse o zaman 15.3 milyon Suriyeli olacak. İçinde 15.3 milyon Suriyelinin olduğu Türkiye birliğini sağlayabilir mi?”(3)

  Netice olarak ifade etmeliyim ki hükûmetin mülteci politikası, Türkiye’yi istikbalde tamiri mümkün olmayacak tehlikelerle yüz yüze bırakmıştır. Hükûmet bir an önce açık kapı politikasından vazgeçmeli, mültecilerin Türkiye’ye kaçak girişlerine göz yummak gibi kanuna aykırı hareketlerden kaçınmalıdır. Kaçaklar kanunda belirtilen usûllerle hudut dışı edilmeli, geçici koruma statüsünde bulunanlar Suriye’nin şimal mıntıkalarına yerleştirilmelidir. Devlet vatandaşlarına sunması gereken hizmetleri önüne gelene sunmamalı, Türk vatandaşları bu ülkenin asıl sahipleri olduğunu hissetmelidir.

Kaynakça

(1)-(2) https://qha.com.tr/haberler/politika/goc-ve-uyum-konulu-toplantida-turkiye-deki-goc-olgusu-anlatildi/310229/
(3) https://tr.sputniknews.com/politika/202002231041460139-iyi-partili-ozdag-20-sene-sonra-turkiyede-15 milyon-suriyeli-olacak/

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

Şununla paylaşın: