-Medeniyetimize dâir-
Politika ve Değerler Sistemi

Politika ve Değerler Sistemi

Politika ile değerler sisteminin bir münasebeti var mıdır? Politika deyince partiler, değerler sistemi deyince din mi aklınıza geliyor? Yoksa tartışmaya gerek yok paran kadarsın diyenlerden misiniz? Zaman zaman resmi merasimlerde görülür. Bir vazifeli çıkar ve x değerlerini korumaya yemin eder. İşte o korumaya yemin edilen değerler, insanların hayata bakışını ve yaşama üsluplarını şekillendiren en temel faktördür. Değerlerin politika ile münasebeti, meşru şiddet tekeline sahip gücün -ki bu umumiyetle devlettir- x değerlerini korumaya, geliştirmeye ve yaymaya talip olmasıyla başlar. Artık değerler felsefi boyutunun yanında politize de olmuştur. Amerikan değerleri, Sovyet değerleri, Batı değerleri, Doğu değerleri gibi kullanımlar ortaya çıkar.

Devletleri temelde idari ve iktisadi olmak üzere iki sistem bazından tetkik edersek kabul edilen değerlere muvazi olarak devletler idari ve iktisadi sistemlerini belirginleştirirler. Mesela bir devlet liberal demokrasiyi benimsemişse iktisadi bakımdan da liberalizmden yana olacaktır. Bunun adına serbest piyasa yahud kapitalizm denir. Kapitalizmin bugün çok farklı türleri olduğundan liberal kapitalizm ile tarif etmek yerinde olacaktır. Eğer ki medyada gördüğümüz, kafamızı karıştıracak cinsten açıklamaların ve bilgi karmaşasının ötesinde düşünülürse politikayı anlamak çok kolay olacaktır çünkü devletlerin birbirleriyle mücadeleleri sistemlerini yaymak ve daha çok insanın kendi sistemleri içerisinde yaşamasını sağlamaya çalışmaktan ibarettir. Elbette bugünün dünyasında Batı’nın mutlak hakimiyeti ve Batı tipi küreselleşme ile dünyada alternatif değerler sistemi çok azalmıştır. Bu azalma alternatif değerler sistemi üzerine sistemlerini kuran ve işleten devletlerin mağlup olmalarıyla doğrudan alakalıdır.

 Yakın tarihteki ABD-SSCB rekabeti teoride anlatılanın pratikte anlaşılması için imkan sunar. ABD idari bakımdan liberal demokrat, iktisadi bakımdan liberal kapitalisttir. SSCB idari bakımdan komünist, iktisadi bakımdan marksisttir. İki devlet de benimsedikleri sistemlerin vaaz edicisi ve lideridir. O tarihlerde her devlet, siyasetçi hatta sıradan vatandaş bu ayrımda bir taraf tutmaya mecbur kalmıştır çünkü iki türlü yaşama şekli vardır ve bunlardan biri tercih edilecektir. Üçüncü yol yoktur. Hatta bu yaşama şekli bahsinden askeri ittifaklar dahi açıklanır. Bir yanda liberal demokrasi ve kapitalizmi koruyan NATO, diğer yanda komünizm ve marksizmi koruyan Varşova Paktı. Askeri ittifaklar aslında ittifak üyesi devletin yaşama şeklini korumaktadır. Bakınız o devirde yaşanan hadiseleri mikro ölçüde bilmek yeterli değildir. Küba krizini, Prag baharını, diplomatik restleşmeleri, nükleer gerilimi, çeşitli ülkelerde meydana gelen darbeleri bilebilirsiniz. Makro ölçüde meseleyi anlamak bunun ötesinde ve çok daha mühimdir.

Türkiye bu meselede Cumhuriyet ile birlikte yönünü Batı’ya çevirmiş, liberalizmi ve demokrasiyi benimsemiştir. Zaman içerisinde NATO üyesi olmuştur. O zaman Türkiye’nin tarafı bellidir. Liberal demokrasi ve liberal kapitalizmin koruyucusu olan ittifakın üyesidir. Yani bu değerleri benimsemenin yanında koruyuculuğuna da soyunmuştur. Halen işletilen AB üyelik müzakereleri ile NATO’nun yanında AB’ye de üye olmayı hedeflemektedir. Hal böyleyken NATO’yu sadece askeri bir ittifak zanneden birtakım kişiler NATO’nun iki yüzlülüğünden bahseder oldular. NATO üyesi olup S-400 alabileceğimizi zannettiler. ABD yaptırım uygulayınca F-35 kötüydü zaten SU-57 alırız noktasına geldiler. Neyse ki Türkiye bu son hataya düşmedi. Bakınız eğer ki siz NATO üyesiyseniz liberal demokrasi ve liberal kapitalizme bağlılığınızı ve bu sistemleri koruyacağınızı vadetmişsinizdir. Bunun yanında NATO’nun tehdit dokümanını kabul edersiniz. NATO’nun tehdit dokümanı Rusya’yı düşman kabul ediyorsa politikanızı buna uydurursunuz. Stratejik düzeydeki ekipmanlarınızı NATO ülkelerinden temin edersiniz. İşin tabiatı da buna uygundur. NATO ülkelerinin ürettiği ekipman Rusya’ya karşı üretilmiştir. Rusya’nınkiler de  NATO’ya karşı. Bu yüzden Türkiye ne S-400 ne de SU-57 almamalıdır. Aldığı takdirde gelecek yaptırımlar gayet normaldir. Tarafsız politika yürütülmek isteniyorsa NATO’dan çıkılır. Hindistan, Mısır gibi ülkelerin yaptığı gibi envanterinize hem NATO hem Rus menşeili sistemleri katarsınız ancak bu NATO’nun içindeyken mümkün değildir.

Diğer bir husus cumhurbaşkanının “Faiz sebep, enflasyon netice” sözüyle simgeleşen Türkiye’nin liberal kapitalizmin gereklerini yerine getirmemesi meselesidir. Mesela MB başkanının tarafsızlığını kaybetmesi, faizle kavga etme, bilinen iktisadi politikaların tersine hareket etme son dönemde oldukça yaygın hale geldi. Burada cumhurbaşkanının fikirlerinin doğruluğu yanlışlığı mevzubahis değildir. Yanlış olan Türkiye’nin liberal kapitalizmi benimsemesine rağmen bunun tersine hareket edilmesidir. Yoksa bir başkası da çıkıp marksist iktisadi sistem Türkiye’yi çok ileri taşır diyebilir ancak liberal kapitalizm benimsenmişken bu politikaların tatbiki yanlış olacaktır.

Türk halkı hangi idari ve iktisadi sistemi benimseyeceğini, nasıl yaşamak istediğini belirlemelidir. Eğer liberalizmden, demokrasiden, kapitalizmden, NATO’dan memnun değilsek yerine ikame edilecek olanlar ne olabilir? Komünizm, marksizm, KGAÖ dertlerinizi çözer mi yoksa sosyalizm ve Çin ile yürüyelim mi diyorsunuz? Belki aramızdan daha cesur olanları çıkar dünyaya değerlerimizi de esas alan bir felsefe sunar, Türkiye’yi de merkez ülke yapar, kim bilir?

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

Şununla paylaşın: