-Medeniyetimize dâir-
Terör Teşkîlâtı Îmâli ve ISKP

Terör Teşkilatı İmali ve ISKP

  Kabil 26 Ağustos günü patlamalarla sarsıldı. Bu patlamalar esasında bir terör teşkilatının tüm dünyaya tanıtılmasının galasıydı. Tam da tüm dünya gözünü Afganistan’a dikmişken tahliyelelerin bitmesine birkaç gün kalmışken yine o bildik Afganistan sahnesi herkesin zihninde canlandı. Canlı bombalar, etrafa dağılmış insan parçaları, feryatlar, kan ve gözyaşı… Onlarca ölü ve yaralı haberleri son dakika olarak bildirildi.  Medya patlamanın görüntülerini aralıksız veriyordu. Herkes faili merak ediyordu. Öyle ya Taliban Afganistan’ı ele geçirmişti. Amerikalılar çekiliyordu. Merkezi hükümet herhangi bir mukavemet göstermeden idareyi devretmişti. Peki o zaman kim bu saldırıyı yapmıştı. Cevap yine medyadan tüm dünyaya ilan edildi: ISKP.

  ISKP İngilizce açılımıyla The Islamic State in Khorasan Province demek. Türkçe manasıyla İslam Devleti Horasan Vilayeti. Çok çeşitli kısaltma ve adlarla kullanımı mevcut. Bazıları şunlar; ISIS-K, ISK, DAEŞ-Horasan, IŞİD-H. İşin özü o Irak ve Suriye’den tanıdığımız IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) terör teşkilatının Horasan kolu. ISKP’nin kuruluşundan, eleman sayısından, Afganistan’da kontrol ettiği yerleşim yerlerinden bahsedelim ve yazıyı bitirelim. Herkesin yaptığı gibi, bizden istedikleri gibi. Mesela bir kere şunu soralım bu terör teşkilatları nasıl ve niçin ortaya çıkar? Ortaya çıkışları tesadüf mü? Terörün manası ne, ondan beklenenler neler? Yarın Türkiye’de bir bomba patlasa ve biz “The Islamic State in Anatolia Province”ız deseler ne diyeceğiz?

  Ülkemde bu soruları sormanın komplo teorisyenliğiyle eş değer olduğunu biliyorum ama yine de düşünmekten vazgeçemiyorum. Ekranda gördüklerim ile aslında olanlar arasında o kadar büyük tenakuzlar bulunuyor ki aklımın bu kadar hafife alınması beni rahatsız ediyor. Kim bilir beni yazmaya sevk eden de belki bu rahatsızlıktır.

  Meselelelerin anlaşılabilmesi için geçmişe gidelim. 1978’de Afganistan’da darbeyle komünist bir idare kuruldu. Bu komünist idareye karşı ayaklanmalar çıktı. 1979’da Afgan hükümetinin isteğiyle Sovyetler Afganistan’a müdahale etti. Sovyet güçleriyle savaşan Afgan mücahitler “Operation Cyclone” ile 1979’dan 1989’a kadar ABD tarafından desteklendi. Bu destek eğitim, para ve silah içeriyordu. Eğitimler Pakistan istihbaratı ve ordusu aracılığıyla verildi. Afganların yanında gönüllü Araplar da eğitildi. İşte dünyanın başına bela olacak terör teşkilatları El-Kaide ve Taliban o tarihlerde eğitilen milislerden kuruldu. Tabi daha sonra bu teşkilatlar ve ideolojileri dünyanın dört bir yanına yayıldı. IŞİD, Boko Haram, El Nusra, Eş Şebab gibi yerel çapta faaliyet gösteren bağlı terör teşkilatları kuruldu.

  ABD Sovyetler’in dağılmasıyla (belki de kendini feshetmesiyle!) kendini tek kutuplu dünyanın lideri olarak buldu ancak ABD dünyayı idare edebilmek için dün nasıl Sovyetler’e ihtiyaç duyduysa o gün de yeni bir düşmana ihtiyaç duydu. Elbette ortada ABD’ye rakip olacak ne devlet ne de devlet dışı bir aktör vardı. Öyleyse bunu yaratmak gerekiyordu. Önce oluşturulacak yeni düzenin teorik altyapısı sağlanmalıydı. Bunun için Samuel Huntington’un 1993 yılında meşhur Foreign Affairs dergisinde çıkan makalesi yeterli oldu. Daha sonra Huntington çalışmalarını zenginleştirdi ve 1996 yılında kitap haline getirdi. Huntington’un makalesinde işlediği tez “Medeniyetler Çatışması”ydı. Bu teze göre Soğuk Savaş sonrası devirde milletlerarası münasebetlerde belirleyici olan siyasi ve iktisadi fikirler değil medeniyetler olacaktır. Huntington çalışmasında dünyayı kendince medeniyetlere ayırıyor ve mücadelenin bu bloklar arasında yaşanacağından bahsediyordu. Elbette Medeniyetler Çatışması denince ABD’nin düşünülmesini istediği şey Garp ve İslam arasındaki çatışmaydı. Bu çatışmanın tarihi kökenleri yok değildi ancak söz gelişi Haçlı Seferleri zamanında bile savaşların asıl sebebinin siyasi ve iktisadi saikler olduğu biliniyordu. Yine mesela Osmanlı Devleti Avrupa siyaseti mucibince bazı Garplı devletlerle ittifak yapmıştı. Yanisi Garp ve İslam arasında medeniyet çatışması motivasyonuyla bir mücadele yaşanmamıştı. Azıcık tarih okumuş biri bile bu ısmarlama tezin dünyanın hiçbir devrinde geçerli olmadığını ve bildiğimiz dünya yerinde olduğu müddetçe de geçerli olamayacağını düşünebilirdi. Huntington’un yaptığı tarihi, günün ihtiyaçlarına göre yorumlamaktı. Zaten tezin maksadı da insanları yönlendirmekten ibaretti. Yeni düzenin işaretleri verilmişti.

  ABD tarafında bunlar olurken Sovyetler’in çekilmesiyle Afganistan’da işi biten gönüllü Araplar’dan biri olan Usame bin Ladin Suudi Arabistan’a döndü. Körfez Savaşı sırasında ABD yardımı sağlanırsa adamlarıyla beraber Kuveyt’i müdafaa edebileceğini söyledi. Teklifi kabul edilmedi. ABD birliklerinin Suudi Arabistan’a yerleşmesi üzerine kutsal topraklara gayrimüslimlerin ayak basamayacağını söyleyerek asıl hedefin Irak değil İslam olduğunu söyledi. (Tam da Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezine muvafık olarak.) Suudi Arabistan’da baskı görmesi üzerine 1991’de önce Pakistan ardından Sudan’a geçti. Adamları aracılığıyla Somali ve Eritre’de faaliyetler yürüttü. 29 Aralık 1992’de Somali’ye gidecek ABD askerlerinin kaldığı düşünülerek Yemen’de iki otele bombalı saldırı düzenlendi. Bu El-Kaide’nin ilk saldırısı oldu. Mayıs 1996’da ABD baskısıyla Sudan’dan hudut dışı edildi ve Afganistan’a geçti. 23 Ağustos 1996’da bir gazete aracılığıyla ABD’ye karşı cihat ilan etti.

  Sovyetler destekli hükümetin 1992’de düşmesinin ardından Afganistan’da geçici hükumet kuruldu ancak güç paylaşımında çıkan anlaşmazlık sebebiyle hükumet fonksiyonunu yerine getiremedi. Bunun üzerine gruplar arasında çatışmalar başladı. İran, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın desteklediği gruplar ülkeyi iç savaşa sürükledi. İşte böyle bir ortamda geleneksel İslami medreselerde eğitim görmüş olan yaklaşık 50 talebe ile 1994 yılı Eylül ayında Molla Muhammed Ömer tarafından Taliban kuruldu. Taliban Afganistan’da İslam hukukunun geçerli olduğu bir idare kurmayı hedefledi. Henüz bir yılı doldurmadan savaş sebebiyle Pakistan’da mülteci durumuna düşmüş 15000 Afgan Taliban’a katıldı. Bilhassa Pakistan tarafından desteklendi. 27 Eylül 1996’da Kabil’e girdi ve Afganistan İslam Emirliği’ni kurdu. O sırada Afganistan’da bulunan Usame bin Ladin ve teşkilatı Taliban’ın koruması altında faaliyetlerini sürdürdü. 1996’nın sonlarında Afganistan, Taliban ve El-Kaide’nin üslendiği bir yuva haline gelmişti.

  Burada siyasi tarih anlatımına ara verelim ve işin o imal boyutuna bakalım. Afganların darbeyle gelmiş bir komünist idareyi kabul etmemeleri ve daha sonrasında ülkelerine müdahale eden Sovyetler ile savaşmaları gayet normal bir aksülameldir. Paranız ya da silahınız yoksa kendi menfaatlerini düşünerek size bunları vermeyi teklif edenlerin teklifleri kabul edilebilir. Neticede bu kazan-kazan münasebetidir ancak ABD faaliyetlerini yalnız bununla mahdut tutmamıştır. Afganlara ideolojik eğitim sağlamış ve onların zihinlerini dönüştürmüştür. Bir nevi ülkesini müdafaa etmeye hevesli vatansever insanlardan küresel cihatçı teröristler çıkarmıştır. 2002’de The Washington Post’ta çıkan Joe Stephens ve David B. Ottoway imzalı ve “From U.S., the ABC’s of Jihad” (ABD’den, Cihadın ABC’si) isimli analiz haberde Afganlıların nasıl şiddet yanlısı teröristlere dönüştürüldüğü çok detaylı anlatılmaktadır. Habere göre baskın Afganistan dilleri olan Darice ve Peştunca neşredilmek üzere ABD, cihat konuşmalarıyla dolu ve silah, mermi, asker, mayın çizimlerinin yer aldığı ders kitaplarını Afganistan’a gönderdi. Bu kitaplar o zamandan beri Afgan eğitim sisteminin temel müfredatı olarak okutuluyor. Aynı kitapları Taliban dahi, ders kitaplarındaki insan yüzlerini kazıyarak, kullandı. Bir nevi ABD’ye karşı cihat ilan eden El-Kaide ve Taliban, ABD ile savaşmaları gerektiğini yine ABD’nin bastığı ders kitaplarından öğrenmişti. Ders kitapları 1980’li yılların başında Nebraska Omaha Üniversitesi ve Afganistan Araştırmaları Merkezi’ne verilen bir AID (Uluslararası Kalkınma Ajansı) hibesi altında geliştirildi. Ajans üniveristenin Afganistan ders kitabı programına 1984-1994 yılları arasında 51 milyon dolar harcadı. AID’nin Orta Asya Görev Grubu kitap revizyonu başkanı Chris Brown, “Bu kitapların Sovyetler Birliği’ni mahvettiğini görmekten son derece mutlu olduğumuzu düşünüyorum” dedi. Kitapların Sovyetler’e karşı savaşı teşvik etmesi kabul edilebilirdi. Peki şu tabloya ne diyeceksiniz. Taliban devrinde insan görüntülerinden temizlenmiş bir kitapta yer alan metinden bir sayfa, omzundan bir kalaşnikof ve bir palaska sarkan direniş savaşçısı, yüzü yok. Askerin üstünde Kuran’dan bir ayet var. Aşağıda Allah’a itaatkar olarak tarif edilen mücahitlere bir Peştu’nun ganimet/haraç olarak verildiği görülüyor. Metin mücahitlerin İslam hukukunu hükumete dayatmak için servetlerini mallarını feda edeceğini söylüyor. Program, Sovyetler ile savaşı mı teşvik ediyor yoksa radikal İslamcı bir terör teşkilatı oluşmasına mı hizmet ediyordu?

  1996’dan 2001’e kadar Taliban ve El-Kaide çeşitli terör saldırıları gerçekleştirdi. El-Kaide’nin 11 Eylül 2001’deki saldırılarının ardından ABD Afganistan’a müdahele etti. Müdahele öncesinde ABD başkanı Bush terörizme karşı Haçlı Seferi başlattığını söyledi (Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine muvazi olarak). Bush daha sonra bu sözlerinden dolayı pişman olduğunu söylese de gezegenimizde yaşayan her insanın zihninde sözleri yer etti. Hatta dünyadaki mücadelenin siyasi ve iktisadi olmadığını iddia edenler tarafından “büyük itiraf” olarak tavsif edildi. Bush’un yapmak istediği de tam buydu. Umumi efkarı yönlendirmiş oldu. Ekim 2001’de Afgan Kuzey İttifakı’nı oluşturan müttefikleriyle ABD, Taliban’ı iktidardan uzaklaştırdı. Mart 2003’te Irak’ı işgal operasyonu başlatırken de Irak’ın suçlarından biri hiçbir zaman delillendirilmeyen El-Kaide’ye destek iddiasıydı.

  Ebu Musab ez-Zerkavi tarafından 1999’da Ürdün’de kurulan Tevhit ve Cihat Cemaati Irak’ın işgaliyle beraber silahlı faaliyetlere başladı. Ekim 2004’te internet üzerinden neşrettiği bildiriyle El-Kaide’ye bağlılığını ilan etti ve Irak El-Kaidesi adını aldı. Ekim 2006’da yayımladığı video ile Irak İslam Devleti’ni kurduğunu açıkladı. Her terör teşkilatı gibi çok kanlı saldırılarda bulundu. Saldırılarını din ve mezhep odaklı gerçekleştirdi. Irak ve Suriye’de zamanla oluşan otorite boşluklarını kullandı. Liderliğini yapan isimlerin ABD hapishanelerinde geçirdiği zaman düşünüldüğünde bu isimlerin aynı Afganistan’da olduğu gibi yönlendirilmiş olabileceği ve ideolojik eğitimle birer küresel cihatçı teröristlere dönüştürüldüğü kanaatindeyim. Nisan 2013’te faaliyet sahasını genişleterek Irak ve Şam İslam Devleti’ni ilan etti. 2014’te El-Kaide’den müstakil hareket etmeye başladı.

  IŞİD, Suriye ve Irak’ın ABD menfaatleri için dizayn edilmesinde çok kullanışlı bir aparat oldu. IŞİD’in Kürtler’in yaşadığı yerleri işgal etmesi ve katliamlara girişmesiyle Irak ve Suriye’de aşiret bağlılığının üstünde müşterek bir Kürt kimliğinin ve Kürdistan’ın oluşturulması için büyük mesafe katedildi. IŞİD ile savaş adeta mıntıkadaki Kürtlerin Kurtuluş Savaşı olacaktı. ABD hem peşmergeyi hem YPG’yi destekledi. YPG’ye içinde Türkiye’ye karşı kullanılmış silahlar da dahil olmak üzere milyonlarca dolarlık destek sağladı. Bu destek ve eğitimler hala sürmektedir. Bunun yanında YPG’nin terör teşkilatı hüviyetinden düzenli orduya geçişi için gerekli altyapıyı sağladı. Türkiye’nin tüm ısrarına rağmen PKK ile bağlantısı kabul edilmedi. En üst ağızlardan “Özgürlük savaşçıları” olarak tanımlandı. Belgesel ve filmleri yapıldı. Haklarında sempati oluşturuldu. Aslında YPG, IŞİD’in kontrol ettiği mıntıkaları ele geçirdi/devraldı. Bunu görmek için birkaç haritayı mukayese etmeniz yeterlidir. BBC’nin örnek haberciliğiyle (muhtemelen bir istihbarat operasyonu) YPG’nin IŞİD ile savaşmak yerine, militanlarını tahliye ettiği ortaya çıkmıştı. Yine IŞİD’den alınan Sincar’da PKK varlığı oluşturulmuş ve Türkiye’ye karşı yeni bir Kandil olarak tahkim edilmiştir.

  Şimdilik Suriye ve Irak’ta IŞİD varlığına ihtiyaç yok ki IŞİD’in adı geçen mıntıkalarda bittiğinden bahsediliyor. YPG’nin tahliye ettiği IŞİD militanlarının nereye gittiğini düşünüyordum ki şimdi de Afganistan’da ortaya çıktılar: IŞİD-H. Merak buyurmayın liderini, silahlarını, militan sayısını, ideolojisini bunlar kolay işler bulunur, işler kılıfına uydurulur. Bu operasyonları yapsın diye maaş almıyor mu istihbarat elemanları. İşleri yanıltmak, yönlendirmek. Sormayın Taliban ki El-Kaide’yi korumuş teşkilat, bunların ideolojileri aynı neden savaşıyorlar? Kadınların kaç yaşında sokağa çıkmaya başlayacağında mı anlaşamadılar? Bu terör teşkilatlarını imal edenleri takdir ediyorum ve önlerinde şapka çıkartıyorum. Tek istediğim çıtayı biraz yükseltmeleri. Türkiye’nin de istihbaratı dağdaki teröristi vurmak yerine akıl oyunları olarak algıladığı günleri görmeyi hasretle bekliyorum.

Ömer Faruk Fidan

Her hakkı mahfuzdur.

Şununla paylaşın: